Category: sorular

Sosyal fobi hastalık mıdır?

Ben 24 yaşındayım ve kendimde anksiyete bozukluğu ve sosyal fobi olduğunu düşünüyorum. Topluluk önünde konuşurken ve sosyal ortamlarda aşırı heyecan ve endişe duyuyorum. İş toplantılarında kendimi ifade edecek kadar bile konuşamıyorum. Fiziksel olarak da bazı belirtiler gösteriyorum. Çoğu zaman kafamda rahatsız edici bir sersemlik ve ağırlık oluyo ve nadiren bayılma hissine kapılıyorum. Ayrıca heyecan ve kaygılı olduğum zamanlarda da iştahım çok azalıyo ve mide problemleri yaşıyorum. Şu ana kadar herhangi bir uzmana başvurmadım. Lütfen bana bir yol gösterirmisiniz. Çok zor durumdayım.

Bu mutlaka psikiyatri uzmanıyla tedavi edilen bir hastalıktır. İlaç ve yüzleştirme odaklı düşünce davranış temelli bireysel psikoterapi gerekir. Önce muayene edilecek uygun ilaç verilecek. ardından terapiye başlanacak. en iyi bir zamanla 4-5 görüşmede fayda görürsün. Korkular tek tek ele alınıp yüzleşerek sabırla söndürülecek. İstanbul’da isen 212 660 84 80 den randevu alabilirsin. Hastanede terapist ve terapi ortamı yoğunluktan dolayı genellikle yoktur. Olsa bile zaman ve işi bilen terapiden anlayan zor bulunur. Zaten tam tedavi YANİ TAM DÜZELME ilaç tedavisi ile aynı anda sosyal fobi hastalarını terapisini yapmış tecrübeli psikologun yardımı ile yapılması ile mümkündür. Buda az bulunuyor. Geçmiş olsun.

İlaçsız terapi mümkün müdür?

Psikosomotik Terapi (İlaçsız Doğal Tedavi)

  • Yanlış ilişkiler,arkadaşlıklar sonrası ayrılma aşamasında ,terk edilme,nefret uyandırma, tam bir pişmanlık duyma …gibi ilişki sorunları
  • Evlilik,aldatılma,boşanma sonrası tam bir hayal kırıklığı,aşırı suçluluk ve öfke sorunlarında
  • Panik,takıntı,korkular,depresyon,travma sonrası şiddetli iç sıkıntısı, huzursuzluk,kaygıyla giden ruhsal sorunlar
  • Kendini ifade edememe,konuşmama, konuşamama….boşluk hissi-zarar verme korkusu,kendini engelleyememe kontrolünü kaybetme, sürekli inleme ağlama,bağırma hali…
  • Nefes alamama,boğulma, boğazında tıkanma hissi ile ruhun daralması
  • Psikolojik bulanık görme görememe körlük
  • Psikolojik olarak sürekli bayılmalar
  • elin ayağın üzüntüye bağlı uyuşması ve ya hiç tutmaması
  • psikolojik ishaller- geçmeyen kramplar karın ağrıları
  • Sürekli idarara gitme isteği
  • psikolojik aşırı terleme ( hiperhidroz)
  • psikolojik ses kısılması ve ya ses yitimi
  • sebebi belli olmayan vücudun herhangi bir yerindeki ağrılar, yanmalar, uyuşmalar
  • ayrıca durdurulamayan hıçkırıklar ve geğirmeler
  • psikolojik oluşumlu kaşıntılı sivilceler (dermatit) yok edilir
  • İnatçı kaşıntı en geç 2-3 gün içinde yok edilir
  • Hastalık yaratma hastalık hastası

 

TÜM BU RUHSAL SORUNLAR ON GÜN İÇİNDE İLAÇSIZ OLARAK TEDAVİ EDİLMEKTEDİR.

Verbal iletişim güçlüğü çeken hastalarda suggestional fiziki müdahaleler ile muhteşem sonuçlar elde edilir. Fonksiyonlar çekilen vücut bölgesi ve civarı uygulanan bu çeşit tedavi ile semptomun (arızanın) derhal ortadan kalkışı ve hastanın kısa sürede bu tedaviye cevap verip iyileşmesi kaçınılmazdır.

Bu ve benzeri sorunlarla ilgili psikolojik destek almak için Bakırköy Psikiyatri Tedavi ve Araştırma Merkezi’ni arayarak uzmanlarımızdan randevu alabilirsiniz.

Takıntılar geçer mi? Tedavisi mümkün müdür?

Sacma olduğunu bilmesine rağmen sürekli takıntılar yapma kendisini engelleyememe hali,sıkıntılarıyla yapma isteğini engelleyememe frenleyememe saçma olmasına rağmen yapma rahatlama tekrar yapma rahatlama tekrar yapma rahatlama hali…..

Sürekli el yıkama, saatlerce banyo yapma,çöpleri elleyememe,sürekli kirlenmiş mikrop kapma hissine kapılma ve hemen yıkama yıkanma hali,,günlerce aylarca yıllarca sürmesi sonuçta tam tükenme hali ve hayatın çekilmez hale gelmesi. İnsanları bıktırması. Misafirliğe gidemez,misafir kabul edemez ,evden çıkamaz duruma düşme,sürekli evi her gün temizleme altını üstüne getirme.Takıntıya tam teslim olma takıntı ile kalkma takıntı ile yatar hale gelme .

Su kapalı mı, evi kilitledim mi, aygaz açık mı kaldı, doğalgaz su elektrik vanalarını açık mı bıraktım. Bumuydu şu muydu şöyle miydi öyle miydi…..emin olamama kontrol etme isteğiyle gitme bakma kontrol etme. Tekrar düşünceye takılma gitme kontrol etme kapatma ..uzaklaştıktan biraz sonra tekrar takılma saçmalamasını bilmesine rağmen tekrar gitme bakma kontrol etme bu günlerce haftalarca aylarca yıllarca sürmesi.Namaz kılarken acaba ül oldu mu olmadı mı abdesti aldım mı almadım mı, temizlendim mi kirlendim mi

Çocuk nefes alamayacak , hastalanacak kötü olacak başına bir iş gelecek.korkusu ; yok bir şey ama kendimi engelliyemiyorum, saçma olduğunu biliyorum. Uykudan kalkıyorum uyuyan çocuğun yatağına gidiyorum kulağımı dayayarak nefes alıp verdiğini kontrol ediyorum.aylarca hatta yılarca hatta her çocukta aynı takıntı

Sokakta parkelerin üstüne çizgilere basamama, yürüyememe,taksi plakalarını sayma,kapılardan 3,5,7 gibi girme çıkma kapatma, 3,5,7 gibi sayı kadar içinden konuşma tekrarlama, masası duvardaki resim elbise dolabı odasındaki eşyaların milimetrik ve simetrik olarak sürekli düzenli olması bundan dolayı çalışamama , milimetrik ve simetrinin bozulacağı düşüncesi ile dolabından hiçbir eşyasını alamama hali..

İbadet ederken ortaya çıkan dini inanışların tersine çok rahatsız edici düşüncelerin gelmesi

Tekrarlama ,sayma ,sayı,simetri,saldırganlık cinsellik,dini…gibi birçok takıntılar vardır.

 

BU BİR HASTALIKTIR.

TEDAVİSİ MÜMKÜNDÜR. BASİTTİR . ZAMAN ALIR.

SADECE İLAÇLA GEÇMEZ.

İLAÇ ŞART AMA TERAPİYLE BERABER.

TAKINTILARI KONTROL ETMEYE YÖNELİK KONUŞARAK YAPILAN DAVRANIŞ ODAKLI TERAPİYLE BERABER DÜZELİR.

HER DOKTOR HER PSİKOLOG BU TEDAVİYİ BİLMEZ YAPAMAZ,

BU BİR UZMAN EKİP İŞİDİR. BOŞA ZAMAN BOŞA PARA EN KÖTÜSÜ DÜZELMEYECEĞİM HİSSİNE KAPILMADIR.

EV İŞLERİNİ YAPAMAMA ÇALIŞAMAMA CİNSELLİĞİN BİTMESİ BOŞANMAYA NEDEN OLABİLİR

KENDİ HALİNE BIRAKILIRSA DEPRESYONDAN AKIL HASTALIĞINA DÖNER

HASTALIĞIN İSMİ “OBSESİF KOMPULSİF BOZUKLUK”

 

Obsesyon: İrade dışı gelen , bireyi tedirgin eden,egoya yabancı,bilinçli çaba ile kovulamayan ,yineleyen düşüncelerdir.

Kompulsiyon:Bu saplantılı düşünceleri kovmak için yapılan ,irade dışı yenileyen hareketlerdir.

Örneğin:Herhangi bir şeye dokunduğunda elinin kirlendiğini saplantılı bir şekilde düşünen kişinin el yıkama tutkusu gibi…Kişi bu düşüncelerin aklına gelmemesi için ya da hareketleri yapmamak için kendisini zorlar. Ama zorladıkça istenmeyen düşünceler gene gelir,istenmeyen hareketler tekrar tekrar yapılır.

Kuşkusuz bu takıntılar insanlık tarihi kadar eskidir. Hepimiz olumsuz bir olay konuştuğumuzda bizim de başımıza gelmesin diye kulak memesini tutup tahtaya bir iki kere vururuz. Bu bir çeşit bu belayı ,bu olayı bizden uzak tutmak için yapılan bir önlem “kontrol” çabasıdır.

Peki bu saplantıları bir parçası hepimizde olabiliyorsa nereden sonra hastalık haline gelir?

  • Düzenlilik,temizlik,kusursuzluk artık o kadar had safhadadır ki evde oturan diğer aile üyeleri rahatsız olmaktadır.
  • Bu düzen , temizlik ve takıntılar kişinin çok zamanını almaktadır. U yüzden işe geç kalır, servisi kaçırır,banyodan kolay kolay çıkamaz, saatlerce namaz kılar…
  • Sosyal yaşantısı yok denecek kadar azalır. Misafir kabul edemez,başka eve gidemez, tuvalete gideceği endişesi sosyal ortamlarda sıvı almasını engeller, evden dışarı çıkması , evden dışarı çıkması işkencedir. Kendi de garip davranışlarının dışarıdan fark edileceğinden korktuğu için her türlü sosyal yaşantısını kısıtlamıştır.

Obsesyon Türleri

 

  • Kuşku obsesyonu: Sık sık elinizi mi yıkıyorsunuz? Banyo yapmak sizin için zul mü?
  • Metafizik obsesyonlar:Evren nedir?Tanrı var mıdır? Yok mudur?
  • Hastalık obsesyonları:Hastalık bulaşacağı korkusu, AİDS olucak, saçkıran olucak, kuş gribi olucak…
  • Sayma obsesyonları:Uğurlu sayı ,uğursuz sayınız var mı?
  • Kötü,çirkin,ayıp,saldırgan bir şey düşünmek ya da yapmakla ilgili saplantılar,Örn; Tanrıya küfür, çocuğumu camdan atar mıyım?

Tekrarlayan tövbeler, dualar…

 

Saplantılı kişinin hareketleri:

Saplantılı kişinin işte bu düşüncelerini nötralize etmek,etkisizleştirmek için zorunlu bir takım hareketler yapar. Tekrar tekrar doğal gazı kontrol eder, tekrar tekrar elini yıkar, yıkanması, giyinmesi ,evden çıkması çok zaman alır, alışverişten aldıklarını uygunsuz bir şekilde yıkar,tanrıya küfür ettiği için saatlerce namaz kılar ya da abdest alır. Bu hareketler bazen törensel nitelik kazanır.

Kaçınma davranışları:

Çoğu zaman bu hareketler o kadar çok zaman alır ki, artık ibadet etmekten,ev işleri yapmaktan ,yıkanmaktan ,işe gitmekten,arkadaşları ile buluşmaktan vazgeçer. Çünkü bu işler çok zamanını alıyor ve tuhaf hareketleri dışarıdan da artık fark ediliyordur.

Tedavi:

 

  • İlaç tedavisi: Saplantı hastalığının üstüne depresyon eklenmiş olabilir. İlaç olarak antidepresanlar kullanılır. Her antidepresan iyi gelmez. Antideresana ek olarak anksiyolitik ve nöroleptikler eklenir.
  • Bilişsel davranışçı terapiler: Senelerdir ilaç tedavisi altında olup takıntılarından kurtulamamış hastalar!!!. Son yıllarda giderek obsesif-kompulsif bozukluğun tedavisinde bilişsel davranışçı terapiler en etkili yöntemlerden biridir. Hastanın çatışmaları ,korkuları, yanlış İNANÇLARI üzerine gitmek ile ,yoğun empati ve işbirliği yaparak , ev ödevleri temelinde başarılı tedaviler uygulanmaktadır.
  • İyi bir tedavi ile 2 ayda belirgin şekilde kontrol altına alınır düzelir.
  • En az bir yıl tedavisi sürer. Önce 2 haftada bir,2.aydan sonra ayda bir 6. aydan sonra 2 ayda bir tedavi ve terapisi planlanır.

 

Oğlumu bilgisayar başından kaldıramıyoruz.

Eve odaya kapanan gençler;
internet-bilgisayar veya teknoloji bağımlısı gençler;

Genellikle iyi eğitimli ,üniversite mezunu işsiz güçsüz veya iş bulamayan iş beğenmeyen gençlerde ;

  • Eve /odaya kapanma
  • Saatlerce gündüz gece kavramı olmadan internet-bilgisayar başında zaman geçirmesi
  • Haftalar aylar sürmesi
  • Aşırı alınganlık, parlamalar, öfkelenmeler
  • Sadece evet hayır şeklinde cevap vermeler
  • İş evlilik , gelecek kaygısı veya isteğinin düşüncesinin hiç olmaması
  • Eleştiriye öfkeyle karşılık verme, tam bir korku hali yaşatma
  • Çalışmama, çalışmayı reddetme, anlamsız ve gereksiz bulma
  • İsteksiz enerjisiz,bezginlik hali
  • Zamanla sosyal cevre hatta evdeki diğer insanlarla tamamen iletişimi koparması
  • Adeta “ot” gibi yaşayan kilo alan veya veren
  • Tam bir sosyal izolasyon, depresyon veya ciddi ruhsal durum

Mutlaka bu gençler yardım almalıdır.
Kendi haline bırakılır ise intihar, akıl hastalığı ve ciddi sağlık sorunları gibi istenmeyen daha kötü durumlar gelişebilir.

Hikikomori (Bilgisayar ve Teknoloji Bağımlılığı) Japonya’da sayıları 300 bini aşan genci etkisi altına alan “hikikomori” hastalığıyla bir kayıp kuşak yetişiyor. Japon psikiyatristlerin üzerinde çalıştığı hastalığın kelime anlamı “Elini ayağını çekmek, geri çekilmek.” Bu gençler de hayattan el ayak çekip odalarına kapanarak zamanlarının çoğunu bilgisayar başında geçiriyorlar.

Bütün günlerini odalarında geçiren, müzik dinlemek, internette dolaşmak, uyumak dışında bir işle uğraşmayan bu gençlere “Hikikomori” adı verilir. Kişinin sosyal ilişkilerinin, bilinçli veya bilinçsiz olarak, kişi tarafından azaltılması, sorunlandırılması, sonlandırılması sonuçlarını doğuran süreçlerin genel adına verilen; özellikle gelişmiş veya gelişmekte olan birçok ülkede milyonlarca kişinin müzdarip olduğu sosyal bozuklukların adıdır.

Sosyal yaşamdan geri durma, inzivaya çekilme, sorunlardan, sorumluluklardan ve fırsatlardan kaçınma olarak ortaya çıkmakta veya sonuçlanmaktadır.

 

Bu sorunların cümlelik örneklemeleri şöyledir:

  • Çok zayıfım/şişmanım, insanların vücudumu hayretle incelemesi beni çok rahatsız ediyor.
  • Vücudumda biçim, işlev bozuklukları var. İnsanların bakışlarından rahatsız oluyorum.
  • Sosyal olarak bana ve/veya aileme uygun olmayan bir ilişki yaşadım.
  • İnsanlar içinde küçük duruma düşmekten korkuyorum.
  • Kalabalık yerlerde, bir partide, okulda, işte kendimi yalnız hissediyorum.
  • İnsanlarla anlaşamıyorum. Yeterince derin değiller.

Bu ve benzeri durumlarla karşılaşan, bu yargılara ulaşan bireyler kendilerini sosyal yaşamdan soyutlayabilir; iç dünyalarına çekilerek, kendilerini tv, bilgisayar, oyun, internet, kitap gibi bireysel, sanal sosyal aktivitelere adayabilirler.

Türkiye’de de son yıllarda sosyal bozuklukların tepkisel çıktısı olarak Hikikomori hızla yaygınlaşıyor. Knight Online, Metin2, Msn, Facebook, Forum… bağımlısı, özellikle genç bireyler, sosyal yaşamdan hızla elini ayağını çekiyorlar. Bu aktiviteleri sevdiklerini söyleseler de gerçek neden sosyal başarısızlık, uyumsuzluk olarak karşımıza çıkıyor..

Yemeklerini odalarında yiyip uyuyor, hatta tuvalet ihtiyaçlarını bile odalarında gideriyorlar. Odalarından çıkmayan, sürekli bilgisayar oyunları oynayan bu gençler antisosyalleşiyor, kimseyle konuşmuyor. Bu kişilerin ciddi anlamda tedaviye gereksinimleri olduğu ortadadır. Hikikomorinin hastalık olduğunun fark edilmesi gerekmektedir. Bu tür psikolojik rahatsızlıklarda, tedaviye erken başlamak çok önemli. .

Aileler ders çalışıyor zannedip takip etmiyorlar. Çocuklarının bilgisayarda yaptığı şeyleri görmeleri lazım. Yanlarına gidip bakmaları gerekiyor. Girdikleri siteleri takip etmeleri, oyun mu oynuyor ders mi çalışıyor anlamaları gerekmektedir..

Hikikomori’nin pençesine yakalanan gençler, genellikle sosyal ilişkilerinde yetersiz ve çekingen oluyor. Sanal alemde kendilerini daha rahat hissediyorlar. Ancak hastalık ilerledikçe, saldırgan olup, sonu cinayetle biten tartışmalar bile yaşayabiliyorlar. Kötü bitmiş gençlik aşkları, sınav maratonu gibi problemler de hastalığı tetikliyor..

Ebeveynler bu durumu genellikle, interneti kestirmek, sınırlandırmak, bilgisayarla geçirilen süreyi kısıtlamak gibi yollarla çözmeye çalışıyorlar. Ancak bu genç birey üzerinde çoğu zaman daha derin bir açlık duygusunu öne çıkarıyor.

Hikikomoriyi daha da derinleştiren bazı etmenler bulunuyor. Bunlar;

  • Pornografi bağımlılığı
  • Sevgi açlığı türevleri (bir nevi nevroz)
  • Sanal davranış ve hedefleri gerçekleştirerek sosyal yaşamda kazanılamayan başarıları dengeleme
  • Farklı görünme arayışıyla sosyal çevrenin çatışması sonucu, farkı sanal ortamda, başka bulunulan sosyal çevreden farklı bir çevrede yaratma çabası

Tüm bu sosyal bozukluklar sonucunda birey;

    • Kişisel bakımına (örn. Banyo) ve sağlığına yeterince özen göstermez.
    • Yaşam alanına yeterince özen göstermez.
    • Sosyal ilişkileri çok zayıflar. Aile üyeleriyle bile yeterince zaman geçirmez.
    • Uyuşturucu ve alkol yatkınlığı olabilir.
    • Kilo, uyku sorunları olabilir.
    • Daha ağır ruhsal sorun ve hastalıklara karşı dirençsizdir.
    • Sosyal, siyasal olaylara tepkisiz kalabilir. Ya da aksine bu olayları sanal şiddete dayandırabilir.
    • Şiddet eğilimleri baş gösterebilir.
    • Sese karşı tahammülsüzlük yaşayabilir.
    • Eklem, dolaşım ve sindirim sorunlarıyla karşılaşabilir.
    • Konsantrasyon ve hafıza bozuklukları yaşanabilir.

 

    Bu ve benzeri sorunlarla ilgili psikolojik destek almak için Bakırköy Psikiyatri Tedavi ve Araştırma Merkezi’ni arayarak uzmanlarımızdan randevu alabilirsiniz.

 

 

Depresyon nedir?

Depresyon çökkün mizaç ve/veya ilgi-istek kaybı başta olmak üzere, bir dizi ruhsal ve bedensel semptomun eşlik ettiği hecmelerle karakterize bir duygudurum (mizaç) bozukluğudur. Depresyon ciddi kişisel, ailevi, sosyal ve toplumsal kayıplara yol açabilen, maliyeti çok yüksek olan; buna karşın doğru teşhis ve iyi tedavi ile tedavi başarısı yüksek olan psikiyatrik bir hastalıktır.

Depresyonun kişisel yaşam kalitesi, sosyal ve mesleki işlevsellik üzerindeki etkileri nelerdir?:Depresyon kişinin yaşam kalitesini olumsuz etkileyen, sosyal ve mesleki işlevselliğini bozan bir hastalıktır. Yoğun sıkıntı, isteksizlik, bunaltı, karamsarlık, yetersizlik ve çaresizlik hisleri, hayattan ve daha önce zevk aldığı şeylerden zevk alamama, hatta hayatı yaşamaya değer bulmama, suçluluk düşünceleri gibi yaşam kalitesini olumsuz etkileyen belirtilere depresyonda sıklıkla rastlanır.

Geceler boyu devam edebilen uyku sorunları,iştah düzensizlikleri, halsizlik gibi belirtiler yaşamı daha da zorlaştırabilir. Depresif hasta bazen kendini kaçamadığı şiddetli bir acının pençesinde hissedebilir. Bazı hastalar bu ruhsal ızdırabın en şiddetli bedensel ağrılardan daha fazla acı çektirdiğini söylerler. Şiddetli depresyonda ölüm tek kurtuluş yolu olarak görülebilir.

Diğer ruhsal ve bedensel belirtilerin yanı sıra bellek ve yoğunlaşma güçlükleri mesleki işlevselliği olumsuz etkileyen başlıca unsurlardır. Öğrencilerin okul başarısındaki belirgin bozulmalar depresyonun belirtisi olabilir. Depresyonun sosyal işlevselliği bozucu etkileri, sosyal çekilme, yalnız kalmayı tercih etme, eş ve arkadaşlardan uzaklaşma ya da ilişki sorunları yaşama şeklinde ortaya çıkabilir.

Depresyonun maliyeti: Depresyon doğrudan ve dolaylı maliyeti çok yüksek bir hastalıktır. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre depresyon en fazla yeti yitimine yol açan hastalıklardan biridir. Kronik ve yaygın bir hastalık olan depresyona bağlı yeti yitimi, işgücü ve verimlilik azalması , sıklıkla eşlik edebilen alkol ve madde kötüye kullanımı/bağımlılığı ve diğer komplikasyonlar kişisel ve toplumsal düzeyde önemli ekonomik kayıplara neden olmaktadır.

1990 yılında depresyonun A.B.D.’de dolaylı ve doğrudan toplumsal maliyetinin 40 milyar doların üzerinde olduğu hesaplanmıştır. Bu derecede yüksek kişisel, sosyal ve toplumsal kayıplara yol açabilen bir hastalık olan depresyon, doğru teşhis ve uygun tedavi ile büyük oranda tedavi edilebilmektedir.

Birinci basamak sağlık hizmetlerinde depresyon: En sık görülen psikiyatrik bozukluklardan biri olan depresyon, birinci basamak sağlık hizmetlerinde de sıklıkla karşılaşılan hastalıklardan biridir. Birinci basamak sağlık hizmetlerinin daha yaygın olması, psikiyatrik hastalıklarla ilgili yaftalanma endişesi, daha da önemlisi özellikle bedensel belirtilerin çoğu kere ön planda olması veya daha fazla önemsenmesi depresif hastaları çoğu kez öncelikle birinci basamak sağlık kurumlarına yönlendirmektedir.

Bazı pratisyen hekimler depresyon tanı ve tedavisinin çok karmaşık bir süreç olduğu, ilaçların önemli komplikasyonlara yol açabileceği, mutlaka uzmanlarca tedavi edilmesi gerektiği şeklinde ön yargılara sahiptir. Oysa sınırlı sayıdaki uzmanın çok büyük sayılara ulaşan depresif hastaların tamamına ulaşması mümkün olmadığı gibi, yeterli klinik ve farmakolojik bilgiye sahip olan bir pratisyen hekim depresyona çoğu kez kolaylıkla tanı koyabilmekte ve özellikle son yıllarda sayıları giderek artan etkin ve emniyetli ilaç seçeneklerini uygun bir şekilde kullanarak yüksek bir başarı oranı ile tedavi edebilmektedir.

 

Sonuç olarak Depresyon: Yaygın, hecmelerle seyreden, genellikle tekrarlayan, tanı aşamasında sıklıkla atlanan, kişisel, sosyal, mesleki işlevsellikte önemli kayıplara yol açan,

kişisel ve toplumsal maliyeti çok yüksek, yeterli klinik bilgi ile tanı konulması kolay ve yüksek oranda tedavi edilebilen bir hastalıktır.

Depresyon ve İntihar: Depresyonda en korkulan komplikasyon intihardır. Yoğun bir ruhsal sıkıntı içinde olan hastalar hayatı yaşamaya değer bulmayabilir, intihar planları yapabilir, hatta intihar etmek tek kurtuluş yolu olarak görülebilir. Depresyon düşünülen her hastada intihar riski mutlaka soruşturulmalı, intihar düşünceleri, tasarımları veya girişimleri varsa tedavi planı ona göre yapılmalıdır. İntihar düşüncelerini araştırmak için örnek görüşme sorularından yararlanılabilir.

Depresyonda yaşam boyu intihar girişimi oranı % 15’tir. Bu oran normal nüfusa göre 30 kat daha fazladır.

Erkeklerde ölümle sonuçlanan girişimler daha fazladır. (Kadınlarda intihar girişimi daha fazla)

İntihar için risk faktörleri:

  • Erkek cinsiyeti
  • Yaşlılık
  • Özgeçmiş ve soygeçmişte intihar girişiminin varlığı
  • Sosyal izolasyon
  • Eşlik eden bedensel hastalıkların varlığı

 

İntihar düşüncesi olan hastaların giriştiği intihar yöntemlerinden en önemlilerinden biri kullandıkları ilaçları yüksek dozlarda almaktır. Bu nedenle intihar riski olan, özellikle geçmişinde yüksek dozda ilaç alarak intihar girişim öyküsü olanlarda yüksek dozda alındığında öldürücü olabilecek antidepresan ilaç gruplarından (örneğin, trisikliklerden) mutlaka kaçınılmalıdır.

İntihar riski yüksek olan hastalarda hospitalizasyon gerekebileceğinden hastanın bir uzmana yönlendirilmesi uygun olacaktır.

Hangi hastaları uzmana yönlendirelim:

  • Depresyonun hospitalizasyon gerektirecek şekilde şiddetli olduğunu düşünüyorsanız
  • Hezeyan, halüsinasyon gibi psikotik özellikler depresyona eşlik ediyorsa (psikotik özellikli depresyon)
  • Hasta ilaç almayı reddediyorsa
  • Gıda reddi, veya ileri derecede zayıflama varsa
  • Özgeçmişte antidepresan tedaviye direnç öyküsü varsa
  • İntihar riski varsa

Hastanın psikiyatri uzmanına yönlendirilmesi uygun olacaktır.

Boşanma Çocuğa Nasıl Anlatılmalıdır?

Anne baba boşanıyor! Eyvah çocuğum etkilenmesin! Çocuk mu sıkıntıda, anne baba mı? Karıştırmayın!

Boşanmak aileyi nasıl etkiler?
Boşanma hem anne-babayı hem de çocukları olumsuz etkiler. Yakın akrabaları da belli derecelerde etkilenir.

Yapılan araştırmalarda: boşanan erkeklerin kadınlara göre daha fazla depresyon geçirdiği saptanmıştır.

Kurulu ve rutin giden bir düzeneğin birden bozulması; aile bireylerinde boşluk yaratır. Toplumsal statüde sarsılma olur.

Çocuklar çoğunlukla annede kalmaktadır.

Babanın çocuklarını ihmal etmesi durumunda çocuklarda psikolojik sorunlar ortaya çıkabilir.

 

Çocuklarda:
Altını ıslatma, kekemelik, tırnak yeme, gece korkuları, ağlamalar, huysuzluk, eşyaları oyuncaklarını kırma saldırganlık gibi belirtiler ortaya çıkabilir.

Okula giden öğrencilerde başarısızlık ortaya çıkabilir.

Gençler evden kaçabilir.Marjinal gruplara “takılabilirler”. Genç kızlar baba özlemini gidermek için babaları yaşındaki erkeklere aşık olabilirler….

Çocuklar diğer arkadaşları yanında eksiklik duygusu yaşayabilirler.

Özellikle anne yada babanın çocuğu hiç görmediği, aramadığı durumlarda çocuk ezik yetişir.

Babayı veya anneyi ararken bir yandan da neden bırakıp gitti diye öfke duyar. Hatta bazıları nefret eder.

Boşanma Çocuğa Nasıl Anlatılmalıdır ?
Anne-baba çocuklarını arada kullanmamalı, gerek duygusal gerek ekonomik nedenlerden dolayı çocuklar arada heder edilmemeli.

Ebeveynlerden biri diğerini kesinlikle kötülememeli, ayrılma nedenlerinden birinin çocuklar olduğu söylenmemeli !

Çocuklar kendilerinden dolayımı boşanıyorlar diye suçluluk yaşayabilirler. Çocuklara ilgisi olmadığını önemle vurgulamak gerekir.

 

Çocuklar kimde kalmalı?
Boşanma durumunda çocuğun nerede kalacağı önemlidir. Kimin yanında daha mutlu,

Huzurlu ve ekonomik sorun yaşamayacaksa orada kalması iyi olur. Fakat pratikte çocuklar çoğunlukla annede kalmaktadır. Anne ilgisi ve şefkati daha baskın çıkmaktadır.

Babanın mutlaka çocuklarını hafta da bir görmesi onlarla vakit geçirmesi gerekir. Çocukların özel günlerinde (Doğum, okul törenleri, gösteriler, nişan evlilik vs.) beraber olunmalı, anne-baba bir birine çok kırgınsa bu özel günleri bölüştürerek ayrı ayrı onlarla birlikte olabilirler.

Çocuklar anne-baba ayrılsa bile terk edilmediklerini anlamalı ve ebeveynlerine güven duymalılar…

Günümüzde çiftlerin boşanma nedenleri:

  • Kişilik ve mizaç uyumsuzluklar
  • Kültürel ve değer yargılarında ciddi farklılıklar ( Din,Mezhep,İnançlar..)
  • Ailelerin aşırı müdahelesi
  • Taraflardan biri yada her ikisinin de ailelerine bağımlı ve zayıf kişilikte olmaları
  • Ekonomik sorunlar ( erkeğin işsiz kalması)
  • Aldatılmalar- ihanetler.
  • Çocuk olmaması
  • Cinsel sorunlar
  • İlk geceyi yapamama
  • Ciddi ekonomik ve sınıfsal farklılıklar.
  • Erken yaş evlilikleri.
  • Aile baskısı ile evlendirilmeler
  • Taraflardan birinin ani kişilik ve yaşam pratiği değişimi
  • Psikiyatrik sorunlar
  • Depresyon
  • Panik-atak
  • Şizofreni
  • Manik bozukluk
  • Bunama
  • Takıntılar-Saplantılar
  • Kıskançlık paranoyası
  • Kleptomani
  • Uyuşturucu alkol ve kumar bağımlıları

Aileler çocuklarını düşünerek boşanmalarını ertelemeli mi?
Eğer ailede sürekli kavga ve geçimsizlik varsa boşanmak çocuklar için daha iyidir. Çocuklar huzursuz ve mutsuz aile ortamında daha ciddi psikolojik sorunlar yaşarlar. Anne baba eğer çocuklardan dolayı boşanmayı ertelemişse gergin, sinirli olurlar. En küçük bahanede kavga ederler. Çocuklar ” engelleyici faktör” olduğundan onlara agresif davranabilirler.

Boşanmak için çocuğun büyümesini beklemek mi gerekir?
Eşinizle anlaşamıyor ve kişilik uyuşmazlığı içerisindesiniz ama küçük bir çocuğunuz var ve onun bu ayrılıktan özellikle psikolojik açıdan yara almasını istemiyorsunuz. Peki boşanmak için çocuğunuzun belli bir yaşa gelmesini beklemek gerekir mi? Ya da daha az sarsılabileceği bir yaş var mı?

Bu sorunun verilecek cevabı şudur; bir çocuk için anne ve babasının boşanmasını kabulleneceği ideal bir yaş yoktur. Anne ve babalar çocuklarıyla konuşmaya ve kendi aralarında uygar davranışlar sergilemeye çalışırsa bu, çocuğun başına henüz daha konuşmaya ve yürümeye başlamadan önce dahi gelse derin yaralar almadan bu durumun üstesinden gelebilir.

Aralarında çatışmanın ve huzursuzluğun bulunduğu ve çocukları için ayrılmayan çiftlerin çocukları bu durumdan çok fazla etkilenirler ve bu onların yetişkinlikte anne babalarının bu ikiyüzlülüğünü farketmelerine neden olur ve bu durum onları boşanma olayından daha fazla etkiler.

Çocuklarınıza karşı samimi olun 

Bazı eşler çocuğu boşanmaya cesaretleri olmadıkları için çoğunlukla bahane olarak kullanabiliyorlar.

Saygınlığı olan bir statüden, maddi olarak müsait bir durumdan, alışık olunan ortamdan boşanmaya cesaretiniz var mı?

Çocuğun yaşı bu kadar küçükken ayrılmak çevrenizdeki insanların öfkeli tepkilerini çeker mi eleştirilir misiniz?

Yukarıdaki bu iki soruyu samimiyetle “evet” olarak cevaplandırmadıkça, çocuğunuzu üzmenin ve sarsmanın konu edildiği bahanelerin arkasına saklanılmamalıdır.

Çocuğunuzu yanılgıların içinde büyütürseniz, ilerideki yetişkinlik yaşında her zaman kuralların dışına çıkma ve başkaldırma teşebbüslerine neden olabilirsiniz.

Bütün fedakarlıkları çocuğunuzun üstüne yüklemeyin.”Eşime artık dayanamıyorum valizimi toplayıp onu terketmek istiyorum, ama buna cesaret edemiyorum” gibi gerçek düşünceler yerine çocuğun bu durumu kaldıramayacağı söylenir. Sonuç olarak çocuk için hayatınızı feda ettiğiniz fikri ve mesajı bilinçli ya da bilinçsiz olarak verilir. Çocuk böyle bir durumda kendi öz saygısnı yitirmesine neden olan suçluluk duygusunu taşır ve acı çekmesine neden olur. Boşanmanız halinde ve çocuk ileride bu konuda herhangibir soru sorulduğunda “Babanla birlikte mutlu değildim. Önümde iki seçenek vardı, gerçeği söylemeyerek mutluymuşum gibi yapmak ya da gerçeği söyleyerek ayrılmak. İnanıyorum ki, yalan söyleyerek çevremdekileri ve seni aldatmaktan sa gerçeği söyleyip boşanmak en iyi seçimdi.” şeklinde bir açıklama yaparak çocuğunuza olan saygınızı belli edebilirsiniz.